Moyen-Çor kimdir? Uygur Kağanlığı’nın yükselişindeki güçlü hükümdar
Bir taş düşünün: Üzerinde yüzlerce yıl önce yaşayan insanların savaşları, korkuları, zaferleri ve devlet kurma çabaları hâlâ okunuyor. Peki bu taşın karşısında duran biri, “Moyen-Çor kimdi?” diye sorsa, birkaç cümleyle cevap vermek mümkün mü?
Aslında bu soru, yalnızca bir hükümdarın biyografisini değil, Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunu, eski Türk devlet anlayışını ve Orta Asya’daki güç dengelerini anlamanın kapısını açıyor. Çin kaynaklarında farklı biçimlerde kaydedilen Moyen-Çor (Moyun Čor/Moyan Chuo), Uygur Kağanlığı’nın ikinci kağanı olarak kabul edilir ve yaklaşık 747-759 arasında hüküm sürmüştür.
Moyen-Çor kimdir?
Gese ailesi için hazırladığımız bu yazıda Moyen-Çor kimdir ile ilgili kritik ayrıntılara yer veriyoruz.
Moyen-Çor, Uygur Kağanlığı’nın kurucusu Kutluk Bilge Kül Kağan’ın oğludur. Eski Türkçe yazıtlarda Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kağan unvanıyla anılır. Doğumunun yaklaşık 713 yılı olduğu, kendi yazıtlarında verdiği yaş bilgilerinden hareketle ileri sürülmektedir.
Onun yükselişi, II. Göktürk Kağanlığı’nın zayıfladığı ve Basmıl, Karluk ve Uygur güçlerinin Orta Asya’daki dengeleri değiştirdiği bir döneme rastlar. Uygurlar 744 civarında yeni siyasi düzenin merkezine yerleşirken Moyen-Çor, henüz kağan olmadan önce boy mücadelelerinin içinde deneyim kazandı.
Bir savaşçıdan devlet kurucusuna
Moyen-Çor’un iktidarının en dikkat çekici tarafı yalnızca savaş kazanması değildir. Şine-Usu, Taryat ve Tes yazıtlarında anlatılan gelişmeler, onun dağınık boyları bir araya getirmeye, rakiplerini etkisizleştirmeye ve siyasi otoriteyi kalıcılaştırmaya çalıştığını gösterir.
- Dokuz Oğuz ve On Uygur birliğinin güçlendirilmesi
- Basmıl, Karluk, Çik ve Tatarlarla mücadeleler
- Ötüken merkezli siyasi hâkimiyetin pekiştirilmesi
- Yabgu ve şad gibi makamlarla devlet yönetiminin yapılandırılması
- Çin ile savaş kadar diplomasiyi de kullanan bir dış politika
Bu nedenle Moyen-Çor’u yalnızca “savaşçı kağan” şeklinde tanımlamak eksik kalır. Kaynaklar, onun askeri güçle diplomatik manevrayı birlikte kullandığını düşündürür.
Düşündüren soru: Bir devletin ayakta kalmasını sağlayan asıl unsur savaş kazanmak mı, yoksa kazanılan gücü düzenli bir yönetime dönüştürmek midir?
Şine-Usu Yazıtı neden bu kadar önemli?
Moyen-Çor hakkında en değerli bilgilerden biri, hükümdarın kendi dönemine ilişkin anlatısını içeren Şine-Usu Yazıtıdır. Yazıt 1909’da G. J. Ramstedt tarafından Moğolistan’da Şine-Usu Gölü çevresinde bulunmuştur. Yaklaşık 3,8 metre yüksekliğindeki granit taşın dört yüzünde toplam 50 satır bulunması, onu Uygur yazıtları arasında en hacimli örneklerden biri yapar.
Kaynak: Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü – Şine Usu Yazıtı
Yazıtın önemi sadece tarih anlatmasından kaynaklanmaz. Yer adları, boy isimleri, savaşlar, siyasi örgütlenme ve eski Türkçe kelime hazinesi açısından da önemli veriler sunar. Belleten’de yayımlanan araştırmalar, yazıtta Ötüken ve Selenge çevresine ilişkin çok sayıda coğrafi bilginin bulunduğunu gösterir.
Taşa kazınan bir devlet anlayışı
Moyen-Çor’un yazıtları, hükümdarın kendisini tarihin içine yerleştirme biçimini de gösterir. Atalardan söz edilmesi, devletin devamlılığının vurgulanması ve yazının kalıcılığına verilen önem, bozkır devlet geleneği ile tarih bilincinin iç içe geçtiğini düşündürür.
Düşündüren soru: Bir hükümdarın kendi dönemini taşa yazdırması, tarih anlatmak mıydı; yoksa gelecek nesiller üzerindeki otoritesini güçlendirme biçimi miydi?
Moyen-Çor döneminde Çin ile ilişkiler
Uygur Kağanlığı, Tang Çin’iyle yalnızca savaş üzerinden ilişki kurmadı. Moyen-Çor döneminde Çin ile diplomasi, ticaret ve askeri çıkarlar birbirine bağlandı. Daha sonraki gelişmeler özellikle An Lushan İsyanı sırasında Uygurların Çin’e askeri destek vermesiyle belirginleşti. Moyen-Çor’un Çin karşısında yalnızca askerî üstünlük aramak yerine siyasi ve ekonomik çıkarları birlikte gözettiği değerlendirilir.
Bu ilişki, bozkır ile yerleşik Çin dünyası arasındaki karşılıklı bağımlılığın iyi bir örneğidir. Uygurlar askeri güç sağlarken Çin de diplomatik ve ekonomik araçlarla Uygur yönetimiyle ilişki kuruyordu.
Düşündüren soru: Tarihte güçlü olmak her zaman rakibini yenmek anlamına mı gelir, yoksa rakibinin ihtiyaçlarını kendi çıkarına çevirebilmek de güç sayılır mı?
Günümüzde Moyen-Çor hakkında hangi tartışmalar var?
Tahta çıkış tarihi neden farklı veriliyor?
Moyen-Çor’un hükümdarlık tarihi konusunda Çin kaynakları ile Türkçe yazıtlar arasında farklılıklar bulunur. Bazı Çin kayıtları onun iktidara gelişini 744-745 civarına çekerken, yazıt temelli çalışmalar 747’yi öne çıkarır. Modern araştırmalar bu uyuşmazlığı, Uygur siyasi yapısındaki iktidar mücadeleleri ve Çin kaynaklarının olayları dışarıdan takip etmesiyle birlikte değerlendiriyor.
Yazıtların okunması hâlâ tamamlanmış değil
Şine-Usu metninin büyük bölümü anlaşılmış olsa da bazı bölümler tahrip olmuş durumdadır. Örneğin 2018 tarihli akademik bir çalışmada tek bir kelime grubunun farklı araştırmacılar tarafından farklı biçimlerde okunması yeniden ele alınmıştır. Bu durum, Eski Türkçe yazıt çalışmalarının yalnızca tarih değil, filoloji ve paleografi açısından da sürekli gelişen bir alan olduğunu gösterir.
Kaynak: Belleten – Şine-Usu Yazıtı üzerine akademik araştırma
Maniheizm tartışması Moyen-Çor’u neden ilgilendiriyor?
Moyen-Çor’un ölümünden hemen sonra Bögü Kağan döneminde Maniheizm Uygur yönetiminde güçlü bir konum kazandı. Şine-Usu ile daha sonraki Karabalgasun yazıtı arasındaki içerik farkları, Uygur siyasi ve kültürel dünyasının kısa sürede nasıl değiştiğini incelemek açısından önemlidir. Akademik araştırmalar bu dönüşümü yalnızca din tarihi değil, kültürel ve siyasi tarih açısından da ele alıyor.
Moyen-Çor neden bugün hâlâ önemli?
Moyen-Çor’un mirası tek bir savaşta ya da tek bir fetihte aranamaz. Onu önemli kılan, Uygur Kağanlığı’nın siyasi olarak sağlamlaşmasında oynadığı roldür. Üstelik geride bıraktığı yazıtlar sayesinde dönemin olaylarına hükümdarın kendi anlatısı üzerinden yaklaşabilmemiz, onu erken Türk tarihi açısından sıra dışı bir figür hâline getirir.
Bugün Moyen-Çor’u incelerken aslında üç farklı dünyayı aynı anda görüyoruz:
- Tarih: Orta Asya’daki iktidar mücadeleleri ve Uygur Kağanlığı.
- Dilbilim: Eski Türkçe ve runik yazının gelişimi.
- Kültür tarihi: Bozkır geleneğinden Maniheist Uygur kültürüne uzanan dönüşüm.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi – Uygurlar
Belki de Moyen-Çor’u anlamanın en güzel yolu, onu yalnızca “Uygur Kağanı” olarak görmekten vazgeçmektir. O, dağınık siyasi güçlerin bir devlet düzenine dönüşmeye çalıştığı, taşların hafıza görevi gördüğü ve Çin ile bozkır dünyasının birbirinden sandığımız kadar bağımsız olmadığı bir dönemin merkezindeki isimlerden biridir.
Ve bugün Şine-Usu Yazıtı’na bakarken hâlâ aynı soru insanın zihnine geliyor: Bir devletin gerçek hikâyesini, onu kuranların anlattıklarından mı; yoksa aradan geçen yüzyılların bıraktığı izlerden mi öğreniriz?
Kaynak bağlantılarını HTML olarak düzenle